Susacak Kadar Sus, Susamayacak Kadar Pus

2012-09-02 12:39:00

  Susacak kadar sus, susamayacak kadar pus. Sus ve de pus, suspus şiraze. Biri daha gidiyor, bir yakınlık daha uzak olmaya saat on yedi sularında başlayacak. Az uzak, az biraz uzak, az biraz daha uzak. Gidenlerin ardından insan hep suspus şiraze.  vefalı mıyım vefadan eser miyim vefanın v’sinde, fa’nın nesindeyim Ardında olmayı düşünüyorum bu aralar. Bu aralar ardındalığın sahibini arıyorum şiraze. Sokaklar pus, adımlar sus şiraze. Geceler pus, yıldızlar sus şiraze. Ağaçlar pus, yapraklar sus şiraze. Menziller pus, yolcular sus şiraze. Hayat böyle hep suspus şiraze.  Zamansız kendimden geçmelerimde yine elim ayağım dolanıyor, dilim oldu epeydir sus. Ya senin olmayışının kesinleştiği vakte denk düştü bu, ya da zaten hiç olmamışlığının farkındalığına şiraze. Alım balım, canım cicim, tadım tuzum; yüreğim suspus şiraze. Korkuyorum boş gitmekten. Korkuyorum bakide kaybetmekten. Ben suspus, hep suspus, sus ve de pus şiraze. Bıraktım anlatsın hâl dilim düştüğüm karanlığı. Aşk ile tökezledim, aşk ile doğrulma çabasında zuhûrum suspus şiraze. Meyletme bana, meyletme ışığıma, meyletme aşk çemberimde kalana. Döndükçe döner başın, döndükçe döner başın, döndükçe dönersin şiraze. Olmayınca olmuyorsun, olsan bile olamıyorsun, “ol” deyince hiç olmuyorsun. Olmaklığım suspus şiraze.  Yıllar oldu gelemiyorum sahiline. Sahilde kum çok, bende hâl yok şiraze.  Yıllar oldu Boğaz’a uzanamıyorum Beyoğlu’ndan. Beyoğlu’nda hayat çok, bende mecal yok şiraze.  Yıllar oldu basmadım bıraktığın izlerin üzerine. İzler çok, bende ikbal yok şiraze.  Hâl, mecal, ikbal suspus şiraze.  Hangi demde, hagi haldesin bilmeden; gecelerimde, gece... Devamı

Kesme Nevanı , İçine Salsalar da Keder

2012-09-02 12:38:00

    kesme nevanı içine salsalar da keder kırılsa gönül medd ü cezr ile hepsi geçer... hepsi geçer... El’an şiraze, gün yüzünü dönerken geceye tırmanıyorum içimdeki Altay’a. Ben hep tırmanıyorum şiraze. Tırmandıkça dikleşiyor yokuşlarım. Annem düşüyor aklıma bir ara. Annem şiraze, hep uzağımda hep uzağımda. “Bir gelse” diyorum, sanki bitecek yorgunluklarım. İşte o an başlayacak evcilik oyunlarım.  El’an şiraze, herkes evine çekilirken sevilmediğimin altını çiziyorum koyu kırmızı bir kalemle. Sevmek de sevilmek de bir türlü içinden çıkamadığım şiraze. Altını çizdikçe belirginleşiyor yalnızlığım. Yalnızlık Yusuf’un kuyusu, içine düşen ben şiraze. Kervanlar bekliyorum, başı belli sonu olmayan. Anlat bana rüyamı, anlat da çözülsün dilim. Söylenmemişleri dizeyim ardı ardına anlasın karşıma çıkanlar taşlar nerelerden sürüklenir gelir. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna şiraze. Dünyanın bir ucu diğer ucu, diğer ucu bir ucu şiraze. bir lâhza durup lûtf ile  mercanları saçsan düşse sana kem bakan... düşse sana kem bakan... El’an şiraze, memleket büyüyor gözlerimde allı yeşilli, morlu mavili. İçim titriyor, içimden katarlar geçiyor; göğümde beyaz bulutlar, rüzgar desen of be şiraze. Ne aramak, ne özlemek hepsini sil baştan. Sil baştan şiraze. Sildikçe açılacaksın, hayat bir “dur” çekecek. Durmadan bakılmıyor şiraze. Durmadan da üstelik gidilmiyor şiraze. Dur kalk nöbetlerimde ağrılar saplanıyor başımın sol cenahına. Çömeliyorum kıyı köşeye; kıyı köşede sol cenahım azdıkça... Devamı

Ey Sen’i Ben Bilip Ben’i Sen’de , Sen’i Ben’de Erittiğim!

2012-09-02 12:36:00
Ey Sen’i Ben Bilip Ben’i Sen’de ,  Sen’i Ben’de Erittiğim! |  görsel 1

    Ey sen’i ben bilip ben’i sen’de  sen’i ben’de erittiğim! Ayıl da ayıl da kaç meş’um hergelenin çelmesine takıldığımızı gör. Aşk da bir çukurmuş aslında ehil olmayana, cehennem gibi Bir velvelenin orta yerinde, sürgün’lerin alevlere atıldığı zamanlardan kalma beş bin mısrayı maziye kaptırdık şiraze. Mazide gezinen filozofların kule diplerinde oturan siluetleri fısıldıyor en anlamlı kelimelerini, bir de siyaha çalan cübbeleri oynaşıyor geceyle, gözlerinin gerisinden fışkıran “yapmayın, etmeyin, aldanmayın” feryatları geziniyor kıyı şeridinde. Mahareti hıza vurduk şiraze. Uyuduk kaldık gecelerin yumuşak yataklarında. İçimizden gelen bir şey yok; yemedik, gezmedik; konuşmaya, yazmaya, yürümeye üşendik; istemek hissi tükendi şiraze. Artık ertelemekten de vazgeçtik. Kıyı şeridi ninni söylüyor, dalgalar salınıyor öne arkaya, taşlardan yükselen şıkırtılar bir dansın giriş bölümünde tekerrüre düşüyor. Ben takılıyorum şiraze. Buhranlara, anaforlara, uzay boşluğunun zamansızlığına... Bir ezan ile doğrulurken efdal olanın güzelliği yansıyor yüzüme. Artık şu nefs denene anlatmalı, dünyanın işveli görünen vechine bir kırıntı gözü ile bakmanın zamanıdır diye şiraze. Zamanıdır yüzmenin tatlı sularda ve zamanıdır uçmanın bulutların yukarısında. Zamanıdır kavuşmanın, zamanıdır kabullenmenin. Ve zamanıdır şiraze aşkı aşk ile öldürmenin.  şitaya girerken çöktü üzerimize ağırlık neşideler yastadır şimdi ne melikler ne melîkeler mes’ud  safabahş sabahlar yastadır şimdi Varna’da hatırladım Sonya’yı, bir dağ yamacından Karadeniz’e el ederken şiraze. Sonya bir memeleketin bana yab... Devamı

Gülrûya Hiddetin Bir Hiçâhiçten, Bilinmez ki Ferdada Neler Gizli

2012-09-02 12:33:00
Gülrûya Hiddetin Bir Hiçâhiçten, Bilinmez ki Ferdada Neler Gizli |  görsel 1

    gülrûya hiddetin bir hiçâhiçten bilinmez ki ferdada neler gizlidir Öfkeliyim bugün. Öfkeliyim şiraze. Bulutlar salkım saçak geçiyorlar göğümden, güneş arada göz kırpıyor, baharınsa sonu geldi buralara, kış camın ardında esiyor. Öfkeliyim şiraze. Nereden başlayacağımı bir türlü bilemediğim ruh esintilerimin gerisinde oradan oraya şiraze, oradan oraya şiraze, bazen de buradan oraya şiraze, savruluyorum. Öfkemi durdurmanın, olmadı susturmanın, olmadı alevini söndürmenin, daha da olmadı yok etmenin bir yolu belki on yolu, belki de sayısız yolu var da ben birini bile bulup içine dalamıyorum. Şiraze öfkeliyim bugün.  Öfkeliyim bugün şiraze. Bu yerde nokta olup da gelene geçene bir fasılalık ferahlık veremeyişime. Bu yerde karanlığın güneşe duruşundan an alıp üzerime, sunamayışıma her işi boş koşturup duranlara. Bu yerden geçtim şiraze. Geçtim de imdat edenlerin sesini duyamayışıma öfkeliyim. Kendime, içimde dolanmada nefsime... “İnsan olan anlar” dediler. “İnsan olan hem anlar, hem yapar” dediler. “İnsan olan hem anlar, hem yapar, hem de teslim olur” dediler. Dediler şiraze. Ben’in anlamayışına, ben’in yapmayışına, bir de ben’in teslim olamayışına öfkeliyim şiraze. Katlardan uçursam bu divaneyi, yerlere çalsam bu viraneyi, hasret ile eritsem bu belvayı, daha da aç bıraksam ziyafet masalarında, susuz koysam ırmak kenarlarında... öfkeliyim kendime şiraze.  Bir sayfa daha kapandı, bir ismin devri sonlandı şiraze. Ağlasak dönmeyecek, dövünsek kâr etmeyecek. Giden gitmiştir. Giden gitmiştir şiraze. Öfkeliyim hâlâ kör gözlerimin açılamayışına gerçeğe. Öfkeliyim duyduklarımı yür... Devamı

İlk Kez Düşünce Sıcak Gezen Sokaklara Sevda

2012-09-02 12:32:00
İlk Kez Düşünce Sıcak Gezen Sokaklara Sevda |  görsel 1

  ilk kez düşünce sıcak gezen sokaklara sevda, tüm serinliği dokunurdu uzanıp... geceydi gece gece korku dolaşırdı ağaç gövdelerinin gerisinde, işçiler yürürdü ben beklerdim duvar diplerinde hem korkardı pabuçlarım hem götürürlerdi beni sahilin en karanlık yerine gece indiğinde uyurdu bağıranlar her şeye harfi r için korkularım pusardı köşelere en köşelere Şimdi en acayip evhamlar üzerime üzerime geliyor şiraze.  Dolunay mı düşecek yoksa. Ya dünya mı yarılacak orta yerinden.  Ya arabalar mı girecek penceremden salon koltuğuma.  Yağmur başladı devrilecek mi ağaçlar. Şiraze her şeyden korkar olmanın korkusunu duyuyorum.  Hemen kulağımın dibinde. Korkunun sesi de hiç çekilmiyor şiraze.  Korkunun sesi hiç de hoş değil şiraze.  [Bir yol bulsam da atsam onları bir bilinmeyene, en ücrasına uzaklarımın. Bir kuyu mu, bir karanlık oda mı, ötesi dünyanın da ötesi mi...  şiraze korkularımın içinde ben, bir meczuba dönüşme endişesindeyim.  Endişelerimdir beni büyüten, endişelerimdir bana “büyü artık” diyen.  Ben büyümek istemiyorum şiraze. Ben büyüyüp incir ağacından inmek istemiyorum şiraze.  Orada kalmak hep; nar tadı dilimde, rengi ellerimde...  Ne çok acı biriktiriyoruz şiraze. Hep acı mı biriktiriyoruz şiraze?  Acılar mı büyütüyor bizi, acılar mı dolduruyor böyle içimizi,  acılar mı değiştiriyor birzamanlarki her şeyimizi?  Ne çok acı biriktiriyoruz şiraze.  Her dolabın içinde, her sandığın bohçasında, her çekmecede,  her defterin birçok satırında, yatak çarşaflarının yamalarında... ne çok acı birikt... Devamı

Düşlerin En Güzelinde Çıktın Karşıma Şiraze

2012-09-02 12:30:00
Düşlerin En Güzelinde Çıktın Karşıma Şiraze |  görsel 1

  Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma Şiraze. Seni pamuklara yatırıp uyutmak geçti içimden.  O kadar narindi yüreğime yansıyan duruşun. O kadar narin...  Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma Şiraze. Ben garip bir küçük kız, sana baktım uzun uzun.  Yüzümden döküldü parçalanmış yaşanmışlar. Sen ne kadar erişilmezsen, ben o kadar çukurdaydım.  Sen ne kadar mutmain bakıyorsan dünyaya, ben o kadar eksiktim. Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma Şiraze.  Parıldayan bir gözlerin, bir parmaklarının ziyneti kıymetli yüzüklerin değildi.  Her şeyinle, nurdu üzerinden damlayan. Ben o damlalardan birine dokunabilsem diye iç geçirirken...  her şey karardı. Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma Şiraze.  Düşlerin en güzelini en güzel yapan, senin duruşun... bakışın... ve suskunluğundu.  Gökten inen her kar tanesini, her yağmur damlasını taşımakla vazifeli meleklerden biriydin belki...  belki öyle gelmiştin düşüme. Bir rahmet... bir bereket... Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma Şiraze.  Bir sarkıt gibi dondum yerimde; ne bir adım ileri, ne de geri...  Sen gelmiştin düş senfonime, sen gelmiştin... insan seni görünce belki ne istemesi gerektiğini fark ediyor.  Ben de belki, işte sırf bu yüzden uzandım sana, ‘bir dokunsam’ dedim.  Dedim de öylece kaldım. Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma Şiraze.  Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma Şiraze. Biri aldı götürdü beni senden.  Bir evdi belki, bir oda... bir... bir... düş bu Şiraze.  Gerçeğin çizgilerine uymuyor ki. Oturdum bir başıma, gözlerimde sönmeyen ı... Devamı

Dediler ki, “Bahar Geldi Dayandı Kapıya''

2012-09-02 12:29:00
Dediler ki, “Bahar Geldi Dayandı Kapıya |  görsel 1

  Dediler ki, “bahar geldi dayandı kapıya. Dedim sevinçle, “nerede, hani? Dediler ki, “işte tık tık’ları açacak çiçeklerin habercisi.” Dedim bir telaş bir telaş, “çiçeklerle mi gelir bahar hep böyle?” Dediler ki, “elbet ya, rengi rengine uymaz her ağacın, açılır da saçılır göğe doğru. Dedim merak içinde, “ben hiç bahar görmemişim demek, bir görsem. Dediler ki, “hiç olur mu öyle şey, nasıl geldin bu yaşa baharsız?” Dedim biraz üzgün, “hiç tanıştırmadılar ki baharla beni, görsem bile bilemem ki. Dediler ki, “kimlerle yaşadın bunca zaman? Dedim buruk buruk, “bir annem var, bir de babam; biri bahçede biri denizde. Dediler ki, “söylemediler mi bahar geldiğinde Dedim ki ürkek, “yok söylemediler, bir konuşabilseler bir sürü diyecekleri vardır elbet. Dediler ki, “ne oldu, kim susturdu? Dedim ki nemli gözlerle bakarak, “az gördüm onları, hatırlamam bile yüzlerini. Dediler ki, “nasıl yani? Dedim ki hasretle, “annemi bahçenin toprağına vermişler daha ben pek küçükken, babam denizde kaybolup gitmiş derinlere. Dediler ki, “vah ah, ah vah! Dedim ki tebessümle, “ben de arkalarından gidecekmişim birgün, ellerini öpecekmişim. Dediler ki, “bak işte bahar gelmiş bile, çiçekleri açmış ilk senin yüreğinde. Uzun uzun zamandır yoksun. Bahar gelince daha bir yokluğun dört yanda şiraze. Ağaçların dallarında sen, toprağın renginde sen, rüzgarın dokunuşunda sen; su, hava, ateş sen şiraze.  Dünya dönüyor, ben dönüyorum sana. Dünya dönüyor, ben dönüyorum bana. Biryerlerde noktaya takılıp ... Devamı

Bîpayanım

2012-09-02 12:28:00
Bîpayanım |  görsel 1

  bîpayanım aguş-i mevtte başlar hayatım yalan ile bir ömür ey yâr bir kendimi kandırırım Birgün seni yazmaktan vazgeçersem şiraze, bu hâmuşun ardına düşme. Gün gelir herkes ve her şey susar şiraze. Açanlar solmak, duranlar eğilmek, parlayanlar sönmek, gidenler dönmek mecburiyetinden baş eğer de bu muammanın içinde kalır bir başına. Takatimin bittiği yerde kargaların döne döne uçuşlarını izliyorum şu soğuk havada. Yağmur bir yandan kar bir yandan şiraze, kuzeyin sert rüzgarı dudaklarımda derin yaralar açarken; bir yılın son noktasının eğlentisini yapar insanlar. Giden zamana yakılan mumlar etrafında döner şu zeminin zavallıları. Ağla şiraze, benim ağladıklarıma sen de ağla. Aşk değil gönül gönül dolaşmak, aşk değil demden deme akmak, aşk değil yön değiştirip yol çizmek, aşk değil gözyaşına tutsak hüzne zincir dolamak. Aşk değil şiraze masalarda uyuyakalmak. Ağla şiraze, benim ağladıklarıma sen de ağla. Geçen zamandan bîhaberlerin yitişine sarf-ı nazar et. Geceleri orta yere saçılıp gündüzleri gizlenenlerin hâline, ötelerden gelen sesin yanıbaşlarında dönmesine aldırış etmeyenlerin çilesine, gayr-i mahdut eyleşmelerde tükenen hâl dilinin çırpınışına şiraze... bendideyim... Benim ağladıklarıma sen de ağla. Sensizliğe, sensiz geçen her gecenin sabahına, sabahların soğuk dokunuşunda an an vuruluşumuza, yüze inen her çizgiye, her çizginin sensiz çekilişine, dumana, bozkır kışına, çamurda kalan yanlarımın ne etsem lekelerini çıkaramayışıma, mahşere az kala gözüm gökte yarıldı yarılacak korkularıma... Ağla şiraze; zemin katta istersen, istersen merdiven boşluğunda, istersen terasta ağla. Maziye gir odalarında dolaş, orada ağla. Şi... Devamı

Seni İçimin En Ücra Köşesine Gizledim; Ürkek, Tedirgin, Temkinli

2012-09-02 12:27:00
Seni İçimin En Ücra Köşesine Gizledim; Ürkek, Tedirgin, Temkinli |  görsel 1

  Seni içimin en ücra köşesine gizledim; ürkek, tedirgin, temkinli...”  Her temmuz, bana şehrimi anımsatıyor dünyanın her neresinde olursam olayım. Çok zaman geçirip, çok anı biriktirdiğim; bol tuzlu denizinde, üzerimde taşıyıp da sevmediğim her ne var ise dalgalarıyla atmaya çalıştığım; salkım saçak dolaşırken, siyah etek uçlarımdan yerlere istemediklerimi saçtığım; kavurucu güneşinin altında, incir kokulu yollarda, nar çiçeği endamında her bakan göze dokunup saklandığım; aşk tadında gece yürüyüşlerine çıktığım...  Minik temmuz sıcağı şehrimi yeniden yaşamak arzusu doluverince gözlerime, yüreğimdeki pır pır eden kanatları susturamıyorum işte. Yeniden’i olmayan geçmişin, geçmişte kilitlendiği gerçeği ile ıhlamur ağacı altına uzanıp temmuz şarkıları döküyorum dilimden bu yabancı toprağa. Hüzne bulanmadan yaşanmıyor ki şiraze. Kimseler bilmesin öykülerimi diye ketûm direnişlerle gömdüm mektuplarımı saklı kentime. İlk bûsenin açtığı yaranın bir daha kapanmayacağını, ilk bûsenin kopardığı fırtınanın ömür boyu dinmeyeceğini, ilk bûsenin tüm ‘hayır’lara bir asi yetiştirmede maharetinin yıllara değin uzanan dokunuşlarının artarak çoğalacağını, ilk bûsenin bedeni dolaşan bütün damarları nasıl da ‘çat’ diye bir bir çatlatacağını, ilk bûsenin ne varsa aniden değiştirivereceğini nereden bilebilirdin ki şiraze.  Mektuplarım benimdir, mektuplarımın ıhlamur kokusu benimdir, mektuplarımın canımı yakan her harfinin kıvrımları benimdir; temmuz sıcağında yeniden yazılıp, yeniden toprağa verilen, benimdir mektuplarım şiraze. Şehirler değiştiriyorum, şehirlerle değişiyorum. Yüzleri y&uum... Devamı

Sonbahar Tutkusu

2012-08-21 17:44:00

    Puslu mevsimin de tadı var Manası hayat kadar girift Hayat kadar içli dışlı insanla Güzün nefesinde her şey hem son hem başlayan Doğumun ve ölümün yeknesak ikliminde Ne sadece coşkudur güz Ne sadece dingin bir yitiş Canlılığın sınırına namzet Çok şeye berhüdar revnakında Bakış ve seziş iklimi  Bir nevi dinlence yaşamalara Kimi kez narin rüzgarın dilince Kimi kez sağnak yağmurlar halince Rengarenktir doğa,sevmez aynılıkları Yaslıdır matem gibi,anılara vefalı Hayaldir,bitenin ardından başlayacaklara dair umut içinde Hayatın nabzına hep dokunur her hali İnsanla yaşayan her ne varsa En çok da sonbaharda saklı Güzü sevmem güz çocuğu olmamdan belki de Belli ki hep diyalektik yaşayacağım Sentezler için tezlerin nihayetinde Öylesine yaşamıyor ki insan  Öylesine yaşamamalı EfSuNkaR,MaiAlmiLa ( G.K.) Devamı

Forum Güncel Forum