Karanfiller ve Domates Suyu

2011-05-13 01:32:00
Karanfiller ve Domates Suyu  |  görsel 1

    Küçük bir çam ormanı Vakit sabah Arı sinek kuş sesi Bir siyah gözlükten görülen yerde ve ağaçlarda güneş parçaları Sonra uzak göğün kendi renginden biraz daha koyu kıyılara giden hudutlu bir deniz İşte böyle bir yerde köyün insanlarını düşünüyorum Kitaplar bir zaman bana insanları sevmek lazım geldiğini insanları sevince tabiatın tabiatı sevince dünyanın sevileceğini oradan yaşama sevinci duyulacağını öğretmiştiler Hayır şimdi insanları kitapların öğrettiği şekilde sevmiyorum Şiirler romanlar hikayeler masallar bana bu ilmi tahsil ettirmişlerdir Beyinin vapurdan iner inmez çantasını kapan uşaktan iğrenmemeyi sabahleyin altı buçukta tabiatla kavga için sokağa fırlamayan adamın çalışmadığını kendi kendime öğrendim Ama şu sabahleyin altı buçukta tabiatla kavga için sokağa fırlamayan adam isterse akşama kadar insanları aldatmak için didinsin Kaç para eder! Gözümde milyonu olsa da kalp para ile metelik etmez Şimdi artık kimi sevdiğimi kime saygı duyduğumu biliyorum Günlerden beri kafamı bir adam kaplıyor (işgal ediyor dememek için) Köyde ona “Kör Mustafa” derlerdi Bir gözü sola doğru biraz kaymıştı Sağ tarafının beyazı ile gözkapağı arasına ciğer kırmızısı bir et parçası oturmuştu Böyle mi doğmuştur? Yoksa çocukken bir şey mi batmıştır? Bu arızalı göz öteki gözden daha parlaktır daha siyah daha canlı daha zekidir Bana bir kamburu hatırlatıyor bu göz; tuhaf değil mi: Bir kambur insan çirkindir ama bütün kamburlar iyi yürekli sevimli insanlardır Arkadaş canlısıdırlar şendirler Ne severim kamburları! İşte Kör Mustafa’nın bu gözü de bir kambur insanın ruh haletini içine sindirmiş şık... Devamı

Sevmek,Bazen Vazgeçmeyi Bilmektir..

2011-05-13 01:28:00
Sevmek,Bazen Vazgeçmeyi Bilmektir.. |  görsel 1

İyi kalpli, yalnız bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam çok sever bu tırtılı, onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır. Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebeğine hayran, bırakamaz bir türlü... Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da; kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu. Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır. Ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir"... Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru. Kelebek mutlu olmasına mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz. Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce. Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğuna. Kelebekse hâlâ konacak sıcak bir avuç aramakta... Böylece kelebek şunu anlar: Bazen ait olduğumuz yer orasıdır; sıcak bir avuçtur, biliriz ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir...... Böylece adam şunu anlar: Hiç bir sevdayı yalnızca sevgiyle yaşatamazsınız....... O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar, ama gücü tükenene dek arayıp da bulamayınca anlar ki; Hiçbir dağ bir özlemi gömebileceğiniz kadar büyük değildir... Adamsa artık sevdasını koyar sımsıcak avuçlarına; kelebeğin yerine..... * alıntı  ... Devamı

Rüya

2011-05-13 01:26:00
Rüya |  görsel 1

Adamın biri bir gece bir rüya görmüş: Upuzun bir kumsal boyunca yanında Tanrı ile yürüyormuş. Onlar yürürken tam karşılarındaki gökyüzünden de bir film şeridi gibi adamın hayatından sahneler geçiyormuş. Kumsal, adamın hayat yolu imiş sanki... Adam kumda iki çift ayak izi kaldığında dikkat etmiş... Bir çifti kendisinin bir çifti Tanrı’nın. Hayatının son sahnesi de gökyüzünden geçtikten sonra adam, kumdaki ayak izlerine boydan boya bir daha bakmış ve birden bir şey dikkatini çekmiş. Hayat yolunun pek çok bölümünde kumda sadece bir çift ayak izi görülüyormuş ve adam dehşet içinde fark etmiş ki, ayak izleri, hayatının en kötü, en acı anlarında teke iniyor. Bu keşfi onu fena halde rahatsız etmiş ve Tanrı'ya sormaya karar vermiş. Tanrım! Eğer sana inanırsam senin yolundan gidersem her zaman yanımda olacağını, her zaman yanı başımda yürüyeceğini söylemiştin... Oysa, hayat yoluma bakıyorum. En zorlu, en kötü, en acılı anlarımda sadece bir çift ayak izi görüyorum kumda... Anlayamıyorum tanrım, anlayamıyorum... Hayatın kolay günlerinde yanımda yürüyorsun da sana en muhtaç olduğum anlarda beni niye terk ediyorsun? Tanrı gülümseyerek cevap vermiş: Sevgili, çok sevgili evladım... Ben seni çok sevdim ve hiç terk etmedim. Hayat yolundaki o zorlu sınav günlerinde yani en acılı, en kötü anlarında kumda hep bir çift ayak izi gördün. Dikkat et! Ayak izleri teke indiğinde derinleşiyor. Çünkü; o sıralarda ben, seni kucağımda taşıyordum... * alıntı  ... Devamı

Annenin Fedakarlığı

2011-05-13 01:24:00

Çocuk, babasından aldığı harçlığı vaktinden önce bitirmiş ve günlerdir istediği top için yeterli parayı biriktirememişti. Birkaç hafta sonra yaz tatiline girecek olması, onu bu konuda endişelendirip yeni kaynaklar aramaya sevkediyordu. Evlerine gelen son aylık dergide "Her hizmetin bir ücret karşılığında olduğu"nu okuyunca, sevinçle havaya sıçradı. Buna göre, ailesine yaptığı yardımların da bir karşılığı olmalıydı. Çocuk bu fikirle harekete geçip gördüğü işlerin listesini çıkardı ve bunların yanına da ücretlerini yazdı. Fırından ekmek almak için 200, çöp dökmek için 100, annesiyle pazara gitmek için 500 lira hiç de fazla sayılmazdı.   Aylık toplamı 25 bin lira tutan listeyi imzalayıp annesinin çantasına koyduğunda, bu akıllıca keşfinden dolayı gözleri parlıyordu.   Çocuk, ertesi gün yatağının başucunda 25 bin lira ile birlikte küçük bir kağıt parçası buldu. Kendi hazırladığı listeye benzeyen ve annesinin imzasını taşıyan kağıtta:   "Seni hayatım pahasına dünyaya getirmenin, yıllarca bezlerini yıkamamın; binbir güçlükle besleyip büyütmenin karşılığı, sadece sevgindir ve yanağından aldığım bir öpücüktür" yazıyordu.   "Kazandığın parayı güle güle harca yavrum." * Alıntı  ... Devamı

Anne

2011-05-13 01:22:00
Anne |  görsel 1

-Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazirlanan bir çocuk varmis. Bir gün Tanriya sormus: Tanrim, beni yarattigini dünyaya gönderecegini söylediler, fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasil yasayacagim? -Tüm meleklerin arasindan bir tanesini senin için seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Melegin sana her gün sarki söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksin. - Peki insanlar bana bir sey söylediklerinde dillerini bilmeden söylenenleri nasil anlayacagim? - Melegin sana dünyada duyabilecegin en güzel en tatli sözcükleri söyleyecek,konusmayi dikkatle ve sevgiyle sana o ögretecek. - Dünyada kötü adamlar oldugunu duydum,beni kim koruyacak? - Melegin seni kendi hayati pahasina dahi olsa daima koruyacak. Fakat ben seni bir daha göremeyecegim için çok üzgünüm ama biliyorum ki, melegin sana sürekli benden söz edecek ve iyi bir insan olmanin yollarini sana ögretecek. O sirada Cennette bir sessizlik olur ve dünyanin sesleri cennete gelmeye baslar. Çocuk artik dünyaya gelmek üzere oldugunu anlar ve son bir soru sorar : - Tanrim, eger dogmak üzere isem lütfen çabuk söyle bana melegimin adi ne ? - Meleginin adinin önemi yok yavrum sen onu ANNE diye çagiracaksin... * Alıntı  Devamı

Anne Terbiyesi

2011-05-13 01:21:00
Anne Terbiyesi |  görsel 1

Aşçılığıyla ün yapmış yaşlı bir kadın, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yine mutfağına kapanmış, yemek yapıyordu. Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi. Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar. Yaşlı kadının o gece yaptığı yemekler değme oburların bile iştahını kapatacak kadar berbattı. Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti. Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için ellerinden geleni yaptılarsa da, yemek sırasında pek iştahlı göründükleri söylenemezdi. Nihayet yemek bitti ve yeni evli çift annelerinin ellerini öperek evlerine gittiler. Aile dostları ise biraz daha kaldıktan sonra gitmeyi düşünüyordu. Oğlu ve gelini gittikten sonra, yaşlı kadına: "Senin harika bir aşçı olduğunu adım gibi biliyorum. Bana söyler misin, bu geceki yemekler neden o kadar kötüydü? Bence ya hastasın ya da bir sorunun var." dedi. Yaşlı kadın gülümseyerek cevap verdi: "Hayır, hiçbir şeyim yok. Kasten yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla ikide bir annesinin yemeklerini hatırlatıp karısının kalbini kıramayacak." * alıntı   Devamı

Anneler Gününün Hikayesi

2011-05-13 01:16:00
Anneler Gününün Hikayesi  |  görsel 1

Her yılın Mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü’dür. Anneler Günü evrensel bir gündür.   Dünyada milyonlarca ana bugün çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır.   Anneler Günü ülkemizde 1955 yılından bu yana kutlanıyor. Türk Kadınlar Birliği ülkemizde her yıl çocukları için büyük fedakarlığa katla­nan annelerden birini yılın annesi seçer.   Amerika’nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesi öldü. Annesini çok seven Jarvis’in üzüntüsü aylarca sürdü. Hayatla kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamadı. Yaşama küstü. Canlılığını, yaşama sevincini yitirdi. Yemedi, içmedi bir ara ölmeyi bile düşündü. Jarvis’in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis’le arkadaş oldu. Bir gün yaşlı komşu söyleşi sırasında Jarvis’e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» dedi. Bu iki cümle, Jarvis’i çok etkile­di. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşündü. Ancak bu doğruyu bulmak Jarvis’in annesine olan sevgisini azaltmadı. Aradan geçen süre içinde ölüm sözcüğünün soğukluğu gitti. Yerine anne sevgisinin sıcaklığı geldi. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil severek. anmaya başladı. Acıları azaldı. İçinde arı, duru bir sevgi oluştu.   Aradan bir yıl geçti. Bu süre içinde Jarvis, hemen her gün annesinin mezarına çiçekler götürdü. Jarvis’in annesinin ölüm yıldönümünde bütün arkada... Devamı

Bir Pazar Cinayeti

2011-05-13 01:13:00

Aşağıda anlatacağım seri cinayetin hikáyesini bir sözlüğün ‘Triste-le-Roy’ maddesinde okudum. Olayın iki temel kahramanı vardı. Biri Dedektif Lönnrot öteki ise onu öldürmeye ant içmiş olan ‘Züppe Scharlach’ adlı katildi. Şimdi sizi bu cinayet labirentlerinde gezdireceğim. * * * Kül rengi sakallı ve gözlü Doktor Marcel Yarmolinsky 3 Aralık günü Hotel du Nord’un kapısından içeri girerken bir dizi esrarengiz cinayetin ilk kurbanı olacağını aklında bile geçirmiyordu. Şehre ‘Üçüncü Talmud Kongresi’ne katılmak üzere gelmişti. Otel yönetimi ona ‘R’ katında bir oda vermişti. Tam karşıdaki odayı ise Galile Valisi tutmuştu. Yarmolinsky o akşam yemeğini otelde yedikten sonra odasına çekilmişti. Ertesi gün cesedi bulunduğunda eski püskü bir cüppenin altında yarı çıplak yatıyordu. Yüzü morarmıştı ve göğsünde derin bir bıçak izi vardı. Bir polisin yazı makinesinin üzerinde bulduğu káğıtta şu yazılıydı: ‘Ad’ın ilk harfi dile getirilmiştir.’ * * * İkinci cinayet bundan tam bir ay sonra 3 Ocak günü işlendi. Polis başkentin Batı mahallelerinden birinde bir nalbur dükkánının kuytusunda yatan bir ceset buldu. Onun da göğsünde derin bir bıçak izi vardı. Adamın adı Daniel Simon Azavedo idi. Eski bir hırsız ve muhbirdi. Sırtını dayadığı duvarın üzerine tebeşirle şu cümle yazılmıştı: ‘Ad’ın ikinci harfi dile getirilmiştir.’ * * * Bundan yine bir ay sonra tam tarihiyle 3 Şubat günü üçüncü cinayet işlendi. Bu defa öldürülen kişi Ginzberg adında biriydi. Ölümünden kısa süre &... Devamı

Fare Ağacı Kemirince-Tolstoy

2011-05-13 01:11:00

Seyyah yırtıcı hayvandan kurtarmak için susuz bir kuyuya atar kendini. Orda kuyunun dibinde bir ejderha görür onu yutmak için ağzını açmıştır. Yırtıcı hayvan tarafından parçalanmamak için yukarı çıkmaya cesaret edemeyen ama ejderha tarafından da yutulmamak için aşağıya atlayamayan bu zavallı kuyunun duvar taşları arasında yetişen bir dalı yakalar ve ona sımsıkı tutunur. Elleri uyuşur ve az sonra kendisini her iki tarafta bekleyen felaketin kucağına düşeceğini hisseder ama hâlâ sımsıkı yapışıp durmaktadır dala. O sırada biri beyaz biri kara iki farenin onun tutunduğu dalın çevresinde dolaşıp dalı kemirmekte olduklarını görür. Birkaç dakikası vardır çalı kopacak ve o da canavarın ağzının ortasına düşecektir. Seyyah bunu görür ve kurtulma şansı olmadığını bilir. Ama havada debelendiği sürece çevresine bakınmaktadır. Çalının yapraklarında bal damlaları görür dilini uzatıp bunları yalar. İşte ben de aynen öyleyim ölüm ejderhasının kaçınılmaz bir şekilde beni beklediğini beni parçalamaya hazır olduğunu bildiğim halde hayatın dallarına tutunuyorum ve bu azaba niye düştüğümü bir türlü aklım almıyor. Ve şimdiye kadar bana teselli vermiş olan balı emmeyi deniyorum. Ama bal bana tad vermez oldu artık; beyaz ve siyah fareler gece gündüz tutunduğum dalı kemirmekteler. Ejderhayı açık seçik görüyorum ve bal bana tatlı gelmiyor artık. Ben sadece kendilerinden kaçamayacağım o ejderha ile fareleri görüyorum —gözümü onlardan çeviremem. Ve bu bir masal değil bir gerçektir. Aksi ispatlanamaz ve herkesin algılayabileceği bir hakikattır. Herkesin algılayabileceği ama çoğumuzun algılamadığı bu hakikatı Tolstoy yaşamış. Ama “ünlü... Devamı

Bir Övgü Hesabı - Tolstoy

2011-05-13 01:08:00

Bir gün ağaç gibi yoğun bir adam kentin tek bankasına geldi ve bir övgü hesabı açtırmak istiyorum dedi. Görevli o kuşların duygularını nereden bilsindi. Tabi efendim dedi; biraz bekleyin. Adam kibirli bir gülümseyişle baktı. Zavallı aklım! der gibiydi görevlinin kafa sesiyle. Aynasına tapınan sersemlerden bu da. Ağaç gibi yoğun adamı tanımamıştı. Kendisini çok yaşamış bir kâhin sanıyor da olabilirdi. Görevli gururdan yapış yapış bakışlarla adamın gözlerine baktı. Bir gözü kördü. Bir eli delikti. Sabah uyandığında alnında karanlık sözler yazılıydı. Boyu mağrur bir kule gibi yükseltilmişti. Kapıda bekleyen oldukça süslü bir bineği vardı. Üniforması tuhaftı. Pek çok yabani kelime söylüyordu. Görevli yine tanıyamamıştı adamı. Yalana yalan demeye de dili varmazdı zaten. Lütfen şöyle oturun efendim dedi. Adam gökgürültüsü gibi toprak altında yatan sözler konuştu. Görevli dimağında yakan ateşi de farketmedi. Yüzünde saldıran cehennemi de. Neyse uzatmayalım. Bir övgü hesabı açtı adam için. İşlemleri bitirince oldukça önemli bir tutum takınarak cüzdanı uzattı işte oldu artık herkesin yatıracağı övgüler hesabınıza geçecek efendim dedi. Ağaç gibi yoğun adam ver şunu sersem der gibi aldı. Tek söz etmeden çıkıp gitti. Bu dünyanın hayatı pek çabuk değişti. Her insan için her an bir âlem gitti yeni bir âlemin kapısı açıldı. Ağaç gibi yoğun adamın faizli vadeli hesabına övgü üstüne övgü yatırıldı. Kadının kuşkuyla koştuğu ormandaki şato ışıklandırıldı. Söndürüldü. Tekrar ışıklandırıldı. Tekrar söndürüldü. Sonunda herşey yaz mevsiminin kucağın... Devamı

Forum Güncel Forum